Zira Allah, toplumda bir müslüman olarak giysilerimizle nasıl yer almamız gerektiğine dair sınırlar çiziyor ve ona göre davranmamızı emrediyor. Günlük yaşamımızda toplumla iç içe olan bizler Allah’ın razı olacağı sınırlara göre davranma hassasiyeti göstermeliyiz. Kaldı ki insanlar İslamda var olduğunu düşünerek bir şeylerden sakınıyorlar. Bilerek veya bilmeyerek Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendilerine haramlaştırabiliyorlar. Sırf bu yüzden aile kavgaları, toplumsal dışlanmalar, tekfirler, siyasi kavgalar oluyor. En güzel elbise takva elbisesidir ve bu tartışmalar her ihtimalde beyhude orası ayrı elbet ama bu kavgaların asıl kaynağına iniyorlar mı acaba? Belki de tartıştıkları şey aslında yoktur ya da sandıkları gibi değildir. Elbette çoğu kişi Kur'an'ı açıp Allah bu konu hakkında ne diyor demiyor. Ama belki bu yazı vesilesiyle mevzunun kaynağına inme fırsatı yakalamış olabilirsiniz. Tabii ki önyargılarınızı bir kenara bırakarak yazıyı okuyun lütfen. Ya Allah bunu emretmişse? Neden olmasın ki? Bi düşünün...
Gelelim konumuza:
Kur’an’da tesettürle alakalı 3 ayet var. Evet, o kadar gereksiz kavgaların ve fetvaların döndüğü, üzerine sayfalarca ilmihaller yazılan ve başörtüsünün kutsallaştırıldığı mevzuda koskocaman Kur'an'da sadece 3 ayet var.
Bunlardan en kritik olanı ise Nur 31.ayet. Ayetin çevirilerine baktığımız zaman çoğu çeviride “hımar” kelimesinin başörtüsü şeklinde çevirdiğini görüyoruz. Oysa bu çevirinin yanlış olduğu kanaatindeyim. Örnek teşkil etmesi adına, Diyanet'in yeni çevirisine bakalım:
''Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!''(Nur 31)
Hımar, hamr kökünden gelir. Hamr da örtmek manasına gelir. Hımar ise örtü demektir, herhangi bir şeyi örtendir. Masayı örterse bu masa örtüsü olur, yatağı örterse çarşaf olur gibi... Hımarın başörtüsü değil de örtü anlamına geldiği, ayette göğüs yırtmacının kapatılması vurgusundan çok açık olarak anlaşılıyor aslında. Kur'an sözlüğü olarak en sık kullanılan el Kamusül Muhit'te de hımara aynı anlamın verildiğini görebiliriz:
''Khimar, çar ve yaşmak çeşidine denir. Ve bir şeyi örten her nesneye denir.''(Firuzubadi, al-Qamus al-Muhit(d.1414 CE)
Yine, ayetin sonunda, “gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar” ibaresi geçer. Başörtüsü, ayaklar yere vurulduğunda açığa çıkabilecek bir şey değildir. Buradan da emrin, başın örtülmesine yönelik olmadığını anlayabiliriz.
O ayette geçen başka önemli ve örtünmesinin gerekli olduğu söylenen kelime de “ceyb”. Ceyb de, “göğüs yırtmacı” demektir. Yani spesifik olarak örtünmesi/korunması gereken yer, göğüs bölgesidir. Göğüs belirgin ve dekolte olmayacak şekilde giyinmek... Yani göğüslerin sallanıp belirgin bir şekilde olmamasına özen gösterilmelidir.
Bir diğer önemli kavram: Ziynet. Ziynet kelime anlamı olarak “güzel ve çekici gösteren süs” demektir. Süsten kasıt, geleneğin ifade ettiği gibi halhal vb takılar değildir. Zira ayette “ziynetleri göstermeyin” diyor. Takı zaten göstermek için takılır. Görünmemesi gereken takının herhangi bir anlamı olmaz. Bu anlamdan yola çıkarak ziyneti kadın cinselliğini öne çıkaracak, ayaklar yere vurulduğunda açığa çıkacak şeyler olarak düşünebiliriz. Mesela kalçalar, göğüsler, dikkat çekici bir şekilde dar giyinmek vs. Dar giyinildiğinde yürürken kendiliğinden açığa çıkan organları örtmek gerekecektir. Burada kadının beden yapısı da önemli. Kimileri daha kilolu olduğu için ayakları yere vurulduğunda onların ziynetlerinin açığa çıkma olasılığı daha yüksek olabileceğinden daha dikkatli olmaları gerekebilir. Emir sabit olmak üzere ölçü, kişiden kişiye değişir.
Tesettürle alakalı geçen bir diğer ayet ise Ahzab 59’da geçen cilbab ayeti. Cilbab, ev dışı elbiselerdir. Cilbabı baştan aşağı vücudu örten bir kelime olarak meallendirseler de Araplar, ev dışında giydikleri kıyafetler için cilbab kelimesini kullanmışlardır. Bu kullanımdan hareketle cilbabı genel manada sokak kıyafeti olarak algılayabiliriz. İbni Arabi de cilbaba verdiğimiz bu anlamı aynı şekilde tefsir etmiş:
''İnsanlar cilbab konusunda(anlam yönünden) birbirine oldukça yakın lafızlarla değişik görüşler dile getirdiler. Bütün bu söylemlerin özü, cilbabın bedeni örten bir elbise olduğudur. Ancak onlar bunu çeşitlendirdiler.''(İbni Arabi Tefsirinde Ahzab 59.ayeti Cilbab tanımı)
Eğer cilbab vücudu baştan aşağı örten bir giysi ise Nur 31’de neden ayrıca, “göğüslerinizi de örtün” emri yer alsın ki? İki örtünün de giyilmesi manasız olacağına göre cilbabın bu anlamda kullanılmadığını da anlayabiliriz.
Cilbab dediğimiz bu elbiseleri yaşadığımız ortama göre, örf ve adetimize göre, “Allah’ın sınırlarını aşmamak kaydıyla” bizler belirleyebiliriz. Allah, detaylı olarak açıklamadığı bir şeyde insanları özgür kılmıştır. Yani ölçüyü bizler ayarlayacağız. Toplumun çoğu kesimince dikkat çekilecek kıyafetler olmamalı. Bu demek değildir ki plajda herkes bikini giyiyor, örf ve adet bu, dikkat de çekmeyiz o halde giyebiliriz. Elbette böyle değil. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Nur 31'de örtünmesi/korunulması gereken yerler açıkça söylenmiş, dolayısıyla bu sınırları ihlal ederek örfe göre bir kıyafet seçimi yapmak mümkün değil. Yine Nur 31’de ayetin gerekçesi yer almazken, Ahzab 59’daki cilbab ayetinde Allah, özellikle gerekçe veriyor. Diyor ki, “toplum tarafından incitilmemeniz için” Yani, bu ayete göre kadınların örtünme gerekçisi, incitilmemektir.
Özetle, Kur’an’da başörtüsünün olmadığını düşünerek; Allah’ın kadınlar için çizdiği tesettür sınırının, göğüs belirgin ve dekolte olmayacak şekilde ve vücut hatlarının ön plana çıkarılmayacak şekilde bir giyinme şekli olduğunu düşünüyorum.
Şüphesiz ki en doğrusunu Allah bilir.

Size katılıyorum ve bu konu hakkındaki düşüncemi ayrıntılı olarak size gönderiyorum.
YanıtlaSilAraf Süresi 32.ayet şu mealdedir: “De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı zineti (elbiseleri ve takıları), temiz ve iyi rızıkları kim haram kıldı? De ki: “Onlar dünya hayatında müminlere yaraşır; kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsus olacaktır. İşte anlayan bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.” Haram, dini bir terim olarak, “açık, kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslupla yapılması dinen yasaklanmış olan tutum ve davranış” anlamına gelir. Bir işin yapılmamasını isteyen bir ifade bulunmakla birlikte, bu talep kaynağı kesin değilse buna haram değil, keraheten caiz yani mekruh denir. Hakkında yasaklayıcı hiçbir delil bulunmayan fiiller ise mübah ve helâl kabul edilir. Bir fiilin helâl kabul edilmesi için bu yönde bir açıklama bulunması gerekli değildir; çünkü “eşyada asıl olan mübah olmasıdır”. Haram ve helâli belirleyen Allah’tır, bu hükümler kesin ve nettir. Kesin ve net olmayan kavramlar tavsiye niteliğindedir. Haram ve helâli Allah, peygamberleri aracılığıyla insanlara bildirir ve peygamberler kendiliğinden haram ve helâle karar veremezler. Yukarıda bahsettiğimiz din yorumcuları olan mezhep kurucuları İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Maliki, İmam Hanbeli, İmam Caferi ve İmam Zeydi, Hz. Muhammed’in ölümünden sonraki 100-200 yılları arasında yaşamışlardır. Fıkhi meselelere çözüm ararlarken bu dönemde kadınlar toplum çalışma hayatının içinde değildi, kadınların tek görevi evinin işlerini yapmak ve çocuk bakmak idi. İslam, genelde kasabalar ve kentler gibi köylerden daha büyük yerleşim yerlerinde kurallarının bütünü ile yaşanıyordu. Kırsal’da yaşayan kadınlar için fıkhi bir çözüm aranmış değildir. Kırsalda kadınlar ziraat ve hayvancılık işleri ile de meşgul olarak çalışma hayatının içinde idiler. Çalışırken kadının saçı mı göründü, boynu mu açıldı, kollarının sıvanması gerekli miydi gibi sorular kırsal toplum içinde doğal hayatın bir sonucu olarak “kendiliğinden görünenlerin” içindeydi. O dönemde kırsal hayatın kadınları nasıl giyiniyorsa günümüzde de aşağı yukarı aynı giyinmektedirler. Kırsal hayat kadınında her zaman başındaki saçların bir kısmı, boynu ve gerdanı, dirseklerine kadar kolları ve ayak bilek bölgeleri kendiliğinden görünen uzuvların içinde idi.
2. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konu ile ilgili tefsirinde yer alan Türkistan coğrafyasında doğup büyüyen tefsir, hadis, kelâm ve fıkıh eserleri neşreden Muhammed bin Ali el-Kaffal’ın “Açıkta ve dışarıda kalan demek; insanın yaşayan yaygın adete göre örtmediği, örtünün dışında bıraktığı yerler demektir; bu da kadınlarda yüz ve eller, erkeklerde ise yüz, kollar, ayaklar gibi organlardır. Buna göre insanlar, açılmasına ihtiyaç ve zorunluluk bulunmayan yerlerini örtme emrini almışlardır, açılması adet haline gelmiş ve bunda zorunluluk bulunan yerlerini açmalarına da izin verilmiştir. Çünkü İslâm’ın yüklediği ödevler insan tabiatına uygundur, kolaydır ve müsamahalıdır” ifadesinde bulunan “… bu da kadınlarda yüz ve eller, …” bölümü hariç yorumunun hepsine katılıyoruz. Çünkü kadınlarda yüz ve eller haricindeki diğer tüm vücut bölgelerinin haram sayıldığına dair hiçbir ayet bulunmamaktadır. Saçların görünmesinin haram sayıldığına dair Kuran-ı Kerim içinde zerre kadar bir ima dahi yoktur. Gaybı, yani bilinmeyen geçmiş ve geleceği bilen Allah’ın daha sonraki zamanda toplum hayatını etkileyen, toplumsal bir ayrıştırma yaratacak bir konu hakkında kesin bir hüküm bildirmemesi gibi bir şey olabilir mi? Hz. Peygamber’in, içini gösteren ince bir elbise giymiş olan Hz. Ayşe’nin ablası olan baldızı Esma’ya hitaben, “Esma, bir kız ergenlik çağına gelince onun -ellerini ve yüzünü göstererek- şuralarından başka yerlerinin görülmesi caiz değildir” diye buyurmasında; Peygamberimizin uzaktan eliyle gösterdiği el ve baş bölgesinin ne kadarının kapatılacağı açık değildir. Buhari, Ebu Davud ve Nesai'den gelen hadislere göre Peygamberimiz zamanında kadın ve erkekler aynı su kabından abdest almaktaydılar. Ebu Davud'un eserinde: '‘Kadın ve erkek, ellerimizi aynı kaba sarkıtıp daldırarak toplu halde abdest alırdık” denmektedir. Bazı ilahiyatçılar bu ifadelerden Hz. Muhammed zamanında kadınların erkeklerin yanında abdest aldıkları, abdestte yıkanan veya meshedilen kol, el, ayak, yüz, baş, boyun gibi organların açıklığı konusunda dinen bir sorun olmadığı yorumlarına ulaşmışlardır. Bir başka rivayette ise Hz. Ömer başını örten bir cariye gördüğünde, kızarak "Başörtünü çıkar, hür kadınlara mı benzemek istiyorsun?" diyerek dinsel değil sınıfsal ayrılık vurgusu yaptığı ifade edilmiştir.
YanıtlaSilNur Süresi 31.ayette geçen Hımâr kelimesi asıl anlamı itibarıyla her örtü anlamına gelmekte fakat genelde başörtüsü eşarp anlamında kullanılmaktadır. “Cüyüb” Ceyb kelimesinin çoğuludur ve Arapça yaka anlamını ifade eder. Bazen de göğüsün üst kısımlarına, yani yakanın yer aldığı kısımlara denir.
YanıtlaSilHicri 2.yüzyılda İslam yorumcuları olan mezhep kurucularınca belirlenen erkek ve kadın avret yerlerinin sadece vücuttaki bu kısımları kapatılarak kamuya açık bir yolda ya da çarşı içinde yürüyen bir karı-kocayı düşünelim. Erkek, sadece göbek ve dizleri arasını kapatmış ve diğer vücut bölgelerini çıplak bırakmıştır. Kadın ise sadece yüzü ve ellerini çıplak olarak göstermiş ve vücudunun diğer bölgelerini vücut hatları belli etmeyecek şekilde bir giysi ile kapatmıştır. Gözünüzde canlandırdığınız zaman tezatlığı hemen fark edeceksiniz. Kuran-ı Kerim’de kesin hükümlerle belirlenmeyen daha sonra yorumlarla oluşturulan vücudun haram yerleri tanımının ne kadar adil olduğu sorgulanmalıdır. Burada adil olan evden dışarı çıkıldığında kadın, vücudunun ne kadarını kapatıyorsa erkek de o kadarını kapatmalıdır.
Nur Süresi 1.ayette, “Bu, ayetlerini kesin hüküm olarak belirleyip indirdiğimiz bir süredir. Düşünesiniz diye onun içinde apaçık ayetler gönderdik.” ilahi buyruğuyla Nur Süresi 30 ve 31. ayetlerin kesin uyulması gereken hükümler olduğu ve Ahzab Süresi 59.ayetin ise tavsiye niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçi Yüce Allah’ın tavsiyesi de kulları için bir emirdir. Nur Süresi 30. ve 31. ayetlerde iffetlerini korusunlar diye meali yapılan kelimenin sözlük anlamı cinsel organların olduğu kalça bölgesini korusunlar, gizlesinler, kapatsınlar anlamını da içermekte olup, erkek ve kadınların kalça bölgesini kapatmaları gerektiği yorumsuz olarak anlaşılmaktadır. Kalça bölgesinden kasıt, kabul gören tanımıyla diz bölgesinden göbek deliğine kadar olan vücut bölgesidir. Kadınlar için, sınırı belli olmayan başa takılan bir örtünün uçlarının ya da zamanın Arap örfi geleneğinde bulunan çöl şartlarında en uygun olarak tecrübe edilmiş başı örten örtünün, yaka bölgesinden aşağıya doğru salınmasındaki asıl hüküm kadınların göğüslerinin üzerindeki yaka bölgesinin kapatılması, göğüs dekoltesinin görünmemesidir. Başın, saçların bir telinin dahi görünmeyecek şekilde sıkı sıkıya örtülmesine dair bir hüküm yoktur. Fakat Nur Süresi 31.ayette başa örtülen örtü uçlarının yakaları kapatacak şekilde göğüs bölgesinin üzerine salınması kesin hüküm olmamakla birlikte daha iyi olacağı şeklinde tavsiye niteliğindedir. Takva sahibi Müslümanlar için emir telakki edilmekle birlikte kesin hüküm olmadığı için başa sınırları belli olmayan bir örtü örtmemenin keraheten caiz yani mekruh olduğu kanaatindeyiz. Dini açıdan sigara içmenin mekruhluğu ile aynı ölçüdedir. Örtünün sınırları konusunda ise, Ebu Hanife’nin abdest alırken başı meshetmede dörtte birini meshetmenin yeterli olduğu görüşüne dayanarak yüz hariç baş bölgesinin en az dörtte üçlük kısmının örtülmesinin vacib olduğu görüşündeyiz. Yaka bölgesinin kapatılması özellikle kadınlar için hükme bağlanmış olduğundan dolayı kalça bölgesinden (dizlerden itibaren) başlayarak yakalara kadar olan vücut bölgesi hem erkekler hem de kadınlar için ortak avret yeridir. Avret yerlerinin eşcinsellik gibi bir sapkınlığın olduğu düşünülürse hem kendi cinsine hem de karşı cinse göstermeleri aynı şekilde haramdır hükmüne varıyoruz. Kadınlar için erkeklere ilave olarak yaka bölgesi de ilahi hükümden anlaşıldığı üzere avret yeridir. Avret yerleri diye tanımladığımız vücut bölgelerinin kapatılmasıyla fakat vücut hatlarını belli eden vücuda yapışan giysiler haricindeki giysilerle yüzme ve yıkanma amacı ile yüzülecek ve yıkanılacak yerlerde erkeklerin ve kadınların bir arada bulunmasında sakınca olmadığı görüşündeyiz.
YanıtlaSilAhzab Süresi 59.ayette belirtildiği üzere evden kamusal alana çıkan kadınların incitilmemesi açısından tavsiye niteliği bulunan ense ve omuzlardan başlayarak kalça bölgesini kapatacak şekilde aşağıya doğru uzanan cilbab genel adı verilen uzun bir dış giysi giyilmesi kanaatimce farza yakın vacibtir. Fakat, kadınların üst giysisinin etekleri kalçasını kapatıyorsa, cilbab adı verilen dış giysiyi giymeye gerek olmayıp, konunun aslı hasıl olmuştur kanaatindeyiz.
YanıtlaSilNamaz, Hac ve Umre gibi bedensel ibadetlerde nasıl giyinileceği ve nasıl hareket edileceği mezhep imamlarınca belirlenmiştir diyoruz.