26 Şubat 2023 Pazar

İfade Özgürlüğü Kapsamı Neden Geniş Olmalı?-Meal Yasakları Üzerine

“Söylediğinize katılmıyorum ama onu özgürce söyleyebilmeniz için savaşırım.”

Voltaire

Orta Çağ'ın, yaz mevsimini yaşadığımız Şubat ayının pazar sabahından yazıyorum. Günaydın Türkiye. Biliyorsunuz, yakın zamanda Diyanet İşlerinin talebiyle, İhsan Eliaçık'ın mealini toplatılması ve üstüne imha edilmesine karar verildi. Sonradan aldığımız duyumlara göre başka çevirilerin de aynı kararla toplatılacağı ve imha edileceği duyumu aldık. Benim gibi sizin de aklınız almıyor değil mi? Bu her şeyi yasaklamaya kalkan yetkeci kesimin ifade özgürlüğüne dair fikir sahibi olmadıklarını biliyoruz ama her şeyden öte mevcut yasaklarla kendi aleyhlerine davrandıklarının da mı farkında değiller? Benimki de soru. Demek ki farkında değiller işte. İnşallah bu yazı bir şeylerin fark edilmesine vesile olur.

1984 movie

Konuya başlamadan önce şunu söyleyeyim. Söylemezsem çatlarım: ''Düşünce özgürlüğü diye bir şey yoktur.'' Düşünce zaten özgürdür. Bu yüzden düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasının mümkünatı da yok. Dünyada hangi güç zihninizdekilere ket vurabilir ki? Dolayısıyla düşünce özgürlüğü kavramını kullanmak yerine ifade özgürlüğü kavramını kullanmak doğru olandır. Çünkü kısıtlandırılan şey düşünce özgürlüğü değil, ifade özgürlüğüdür.  Konumuza gelecek olursak da:

Siz isteseniz de istemeseniz de her şey ama her şey konuşulabilir. Tartışmak çok doğaldır deyip de bazı konulara gelince “bu tartışılamaz” demek baskıcılığın bariz bir göstergesi değil mi? Bazı konuların tartışmaya açık olmaması, hiçbir konunun tartışmaya açık olmamasıdır. Çünkü herkesin doğruları, kırmızı çizgileri farklıdır. Tartışma konusunu sınırlandırması ciddi bir kaosa yol açar. Çok kalabalığa gitmeye gerek yok. En basitinden bir ailede veya küçük bir arkadaş grubunda dahi herkesin inancında, siyasi görüşünde, zaaflarında, travmalarında, hoşlanmadığı şeylerde farklılıklar vardır. Aynı siyasi görüşe veya dini görüşe sahip olsalar dahi o konularla ilgili belirli noktalarda elbet farklı düşündükleri yerler olacaktır. Dünyadaki hiçbir insanın, bir başkasıyla tamamıyla aynı fikirde olması söz konusu değildir. Öyleyse düşünelim. İnsanların olduğu en küçük gruplardan en büyük gruplara kadar herkesin hassasiyetinin olduğu mevzuları birbirlerine yasakladığını düşünün. Eğer ifade özgürlüğünün kapsamını büyük oranda geniş tutmuyorsanız bu yasakları savunuyorsunuz demektir. Çünkü sizin, ''bunu konuşamazsın'' deme hakkınız varsa elbette karşıdakinin de böyle bir hakkı olacaktır. Bu akıl almaz isteğin nasıl bir kaosa sebebiyet vereceğini hayal edebiliyor musunuz? Peki ifade özgürlüğünün kapsamını geniş tutmayanlar, esasında farkında olmadan kendi bacaklarına sıkmış oldularının farkındalar mı? Neden mi?:

1- Eğer size göre hakikat olan bir şey varsa bu hakikatin açığa çıkmasının tek yolu, size göre yanlış olan fikirlerle birlikte değerlendirilmesidir. Bir düşüncenin açıklanmasını yasaklamakla, onu eleştirme, yanlışlığını ortaya koyma fırsatını da yasaklayarak aslında o düşünceye bir koz vermiş olursunuz. Ancak yanlışların doğrularla birlikte rekabet etmesine izin verirseniz doğrular nihayetinde açığa çıkacaktır.

2- Yasak, ihlallere özendirir. Siz karşınızdakinin kendisini ifade etmesini yasakladıkça kişinin o konuya sıkı sıkıya sarılıp onun savunuculuğunu yapmasının önünü açmış olursunuz. Baskılamak kişide radikalleşme ve öfke patlamalarına yol açar. Normal şartlarda gayet sağlıklı bir şekilde kendilerini ifade edebileceklerken buna müsaade etmediğinizde genelde yıkıcı yollarla veya zarar vererek kendilerini ifade edeceklerdir. Karşıt görüşlere hem normalden daha fazla reklamlarını yapmış olma imkanı vermiş olacaksınız hem de baskılandıkları için toplumun bir kısmı tarafından mazlum konumda onlar olacaklar. Normalde o görüşü savunan kitle daha az sayıda iken sayenizde daha fazla kitleye ulaşmış olacaklar.

3- Zorla dayatılmış bir hakikat, dayatılan kişi için doğru olmaktan uzaklaşır. Zira, kişi durumu içselleştiremeyecek hatta aksine konuya karşı antipatisi artacaktır. Kimsenin görüşünü zorla değiştiremeyeceğinizi kabullenmelisiniz. Eğer savunduğunuz doğruların zihinleri kurcalamasını, birilerine bir şeyleri düşündürtmesini ''gerçekten'' istiyorsanız yapmanız gereken çok basit. Kendinizi en güzel şekilde ifade edip karşı tarafa da aynı imkanı vermelisiniz. Siz hiç baskılandıktan sonra düşüncesini değiştiren bir insan gördünüz mü? ''Aa tamam bu bana yasaklandı o halde bu fikrim yanlış, bundan vazgeçeyim'' mi diyecek? 

4- Baskılanan insanların kendileri gibi davranmaları zorlaşacağı için onları riyakarlığa sürüklemiş olursunuz. 

5- Bugün başkasına koyduğunuz yasak, devran döndüğünde gelir sizi bulur. Özellikle ülkemiz için söyleyebiliriz ki, siyasi gündemimiz sürprizlerle dolu. Bir sabah kalktığımızda tüm sistem değişebilir. O zaman da savunduğunuz görüşlerin yasaklanmasını şu anda da savunduğunuz gibi ısrar ve sebatla savunabilecek misiniz? Elbette böyle olmayacak. Bu da aslında görüşlerinizin çıkara ve baskıya dayalı olup samimi olmadığını gözler önüne seriyor.

Önemle belirtmek istiyorum ki düşüncelerin ifade edilmesine saygı göstermek veya müsaade etmek, onları kollamak ve o görüşü benimsemek demek değildir. Düşünceleri ifadenin önünü açmak; onları açıklığa kavuşturmayı, eleştirmeyi, ayıklamayı, çözümlemeyi kolaylaştırıcı bir alan açmaktır.

Düşünceleri cezalandırmanın en kötü yolu, onları suç saymaktır. Suç suçtur ve biz ona hangi sonucu bağlarsak bağlayalım bir düşünce suç değildir. Irkçı, cinsiyetçi, sadist vb. düşünceler en az dini inanışlar, cemaat ideolojileri kadar ifade özgürlüğünden faydalanmalıdır.” 

Bu arada ilgilisi için Kur'an'da ifade özgürlüğüne atıf yapan ayetleri de eklemek istiyorum:

''Eğer Rabbi isteseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi. Ne yani, şimdi sen mümin oluncaya kadar insanları zorlayacak mısın?'' (Yunus 99)

“Dinde zorlama yoktur.”(Bakara 256)

“Sen ancak bir hatırlatıcısın, dayatan bir zorba değilsin.”(Ğaşiye 21-22)

“Vekil olarak Allah yeter.”(Nisa 81)

Düşüncelerin ifade edilmesi konusunda Musa peygamberin ve sihirbazların diyalogları da dikkate alınmalı. Hatırlayalım; Musa, sihirbazlarla karşı karşıya geldiğinde onların sahtekarlar olduğunu biliyordu. Hatta onlar, yalanlarıyla Allah'a iftira eden kimselerdi(Bkz:Taha 61). Buna rağmen Musa, onların argümanlarını sunmalarına müsaade etti hatta söz hakkını ilk onlara verdi: 

“Sihirbazlar dediler: Ey Musa! Ya sen at, yahut ilk atan biz olalım?” 

“Musa dedi: Hayır, siz atın.”

Taha 65-66

Hakaretin neden suç olmaması gerektiğiyle ilgili konuya da başka bir yazıda değineceğim inşallah.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bana Tartını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

                                   “Vay haline ölçü ve tartıyı tam yapamayanların.”(Mutaffifin 1, Kur'an) Bu ayeti hep maddi eksiklik ya...