“Vay haline ölçü ve tartıyı tam yapamayanların.”(Mutaffifin 1, Kur'an)
Bu ayeti hep maddi eksiklik yapan kişilere özgülüyoruz. Aklımızda canlanan ilk resim mal kaçıran, usulsüzlük yapan, rüşvet alan, işçinin maaşını eksik veren işverenler vs oluyor. Bu resim uzayıp gider de niçin bu resme baktığımızda aklımıza, manevi anlamda ölçüyü ayarlayamayan ve bu yüzden haksızlığa uğrayan insanlar gelmiyor? Ayete bir de bu açıdan bakalım.
Mesela tartımızın ayarını en çok bozan şeylerden biri önyargılarımızdır. Hatta bu yüzdendir ki Allah, hakikate kulak verirken bizi ele geçiren önyargılarımızı, ön kabullendiğimiz kavramları, duygularımızı susturarak Kur'an'a kulak vermemizi öğütlüyor. Bunu yapabildiğimiz ölçüde kendimize merhamet etmiş oluyoruz:
“Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.”
Araf 204
Tabii gelenek, kültür, ebeveyn etkisi, toplum da olayları değerlendirirken devreye girip zihnimizin terazisini, dolayısıyla adaletini bozup düşüncelerimizi perdeliyor. Hepimizin koşulları farklı diyoruz ya hani peki hangimiz birbirimizi “gerçekten” bu koşullar penceresinden değerlendirebiliyor? Dıştan bakıldığında birçok eksikliğimiz olsa da aslında göründüğü gibi olmayabiliriz. Galiba bunu en iyi göründüğü gibi ol(a)mayanlar bilir.
Göründüğü gibi ol(a)mayan kişiler için bu kimlikte olmak bir zamanlar kaçınılmaz olabilir ve bizden daha mücadeleci olabilirler ya da tamamen zan ile karşımızdakini değerlendiriyor olabiliriz. Alim ve Habir olan göğüslerin en içini en iyi bilen değil midir? Şimdi bir örnekle kendimizi sınayalım;
Düşünelim: Evlilik birliği olmadan hamile kalan bir kadın var. Toplum bu kadına nasıl bakar? Bilip bilmeden yargılayıp o kadının ahlaksız olduğunu söylerler, dışlarlar. Peki Meryem’e de aynısını yapmamışlar mıydı? Fakat iş zannettikleri gibi değildi. Meryem üstün ahlaka sahip biriydi. Toplum bırakın üstün ahlaklı görmeyi kadının ahlaklı olduğunu bile düşünmezken Allah, Meryem örneğiyle insanları dıştan yargılamamak gerektiğini en uç örnekle anlatıyor bize. Şimdiki müslümanlara sorsanız Meryem’e yapılan yaftalamaları, zulümleri kınarlar fakat aynı şeyi aslında kendileri yapıyor.
İşte bu yüzden insanın hayata bakarken birçok gözlüğü olmalıdır. Bazen dışlanan kadının gözlüğünden bazen bir çocuğun bazen bir suçlunun gözünden dünyaya bakmalıdır. Çünkü ancak bunu yapabildiğimizde halden anlayabilir ve halden hale çözümler üretebiliriz. Biz, gözlüklerimizi değiştirmedikçe ne vicdan terazimizin dengesini ne de toplumsal adaletin düzelmesini bekleyebiliriz.
Ölçüyü ve tartıyı tam yapanlardan, ıslah edici ve adaleti diri tutanlardan olmak istiyorsak eğer doğaya uygun olmayan her türlü geleneksel, toplumsal dayatmalara başkaldırıp benliğimize, özümüze dönelim. Tevhid zeminimizi atarak samimiyetle yola koyulalım ve Allah'ın sürprizlerle dolu cevaplarını bekleyelim.
Unutmayalım: Görünen değil, “var olan” önemli. İnsanlar değil, Allah’ın ne dediği önemli.
“Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.”
Araf 8
Ayette dikkate değer bir nokta var: tartı tekil olarak değil çoğul olarak kullanıyor. Yani bir kişi, bir tartı değil. Bir kişi, birçok tartı... Bu tartıları standartlar olarak düşünebiliriz. Herkesin standartları farklıdır. Ebeveynleri, mizacı, bulunduğu coğrafya, genetiği, çevresi... Adil olan Allah, tek bir tartı yerine herkese koşullarına göre tartılar öngörüyor. Biri için öfkesini kontrol etmek daha kolayken başkası için bu daha zor olabilir. İşte Allah bu konudaki kapasitemize göre bizleri muamele edeceğini söylüyor:
''De ki: Herkes, kendi varlık yapısına uygun iş görür. Yolca daha doğru gidenin kim olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.''
İsra 84
Allah ki bizleri o tartılara göre değerlendirirken bize ne oluyor ki insanları tek bir kalıpla değerlendirip ölçüyü kaçırıp karşımızdakine zulmediyoruz. Mesela bir olayda, öfkesini kontrol etmekte güçlük yaşayan biri, karşısındaki dövmek istemesine rağmen sadece bağırıp çağırmıştır. O kişi, diğer herkesin standardına göre öfkesini kontrol edemeyen biri olarak görülürken, Allah katında ise o olaya göre kendisini kontrol eden biri olarak görülebilir. Kapasitemizi, çabamızı en iyi bilen O’dur.
Kimin sakındığını en iyi bilen O'dur.
Necm 32
İnsanlarla sağlıklı bir ilişki kurmamızı sekteye uğratan çok kritik bir mesele: Herkesten kendimiz gibi veya aynı ölçüde davranmasını bekleyemeyiz. Bizde iyi olan bir özellik başkasında olmayabilir, başkasında da bizde olmayan iyi bir özellik vardır. Herkesin kabiliyeti farklıdır. Bu yüzden birbirimizden yapamayacağımız şeyleri beklemek de haksızlık ve zulümdür.
İnsanlara dair değerlendirmelerde bulunurken adil olabilmek ve insan ilişkilerinde sağlıklı iletişim kurabilmek için tek bir tartıyla değil, kişinin koşullarına uygun “tartılarla” onlara yaklaşmalıyız.

Rana abla sana instagramdan yazdım, bakabilir misin?
YanıtlaSil